Randevuya Gelmeyen Aday
Hasan Baltalar
27 Eylül 2018 Perşembe
241 Görüntülenme
Yorumsuz

Kurumsallaşma sürecini yönettiğim bir firmaya proje müdürü arıyoruz. İK çalışanı değilim ama projeyi tasarlayan kişi olduğumdan, yöneticisini de benim seçmem istendi. Becerim varsa, böyle istekleri kırmam.

Pozisyonun gereklerini belirledim ve ilâna çıktım. İlân sürecini ülkenin en ünlü CV bankası ile yürüttük. Uzun ve kısa listeler yapıldı, mülakat planlaması tamamlandı ve görüşmelere başladım. İK olmadığından, adayları arayarak randevuları şirketin sekreteri düzenledi.

Mülakat

Yaklaşık on yıl kadar önce, bir Ağustos günü.

Mülakata beklenen adaylardan biri, randevu saati gelmesine rağmen ortada yok! Boşta olan adayın önümdeki özgeçmişinde iki adet cep telefonu ve ev telefonu var. Telefonu elime alıp numaraları aramaya başladım. Cep telefonlarına ulaşılamıyordu. Ev telefonunu ise yaşlı bir kadın açtı. Annesiymiş. “Uyuyordu, sesleneyim” dedi. Saat 10:30

Telefona gelen adaya ismini söyledim, “Benim” dedi. Kendisini mülakata beklediğimi ekleyince “Unutmuşum” dedi. “Akşam da geç yatmıştım.

Kendisine ulaşabilmek için üç telefon numarası çevirmek zorunda kaldığımı, randevusu varken evde uyuyor olmasının kabul edilemeyeceğini söyledim. “Hem işe ihtiyacınız var, hem de telefonlarınızı kapatıp gamsız bir şekilde uyuyorsunuz” diye de fırçaladım.

Çaresizlik

Hâlâ gelme şansım var mı?” diye sordu.

Candidate-booted-from-building.jpgResim: executivegrapevine.com

Lütfen uyumaya devam edin, rahatsız ettiğim için kusura bakmayın” demek istedim ama özgeçmişi çok parlaktı. Uluslararası en iyiler kategorisinde anılan bir üniversiteden yüksek puanla mezun, iyi derecede üç dil biliyor. Deneyim az ama aldığı sertifikalar, veren kurumların öylesine vereceği belgeler değil. Özgeçmişteki görünüme zıt davranışıyla beni şoke eden bu şahsı tanıma isteğimi yenemedim ve hemen gelecekse beklediğimi söyledim.

Çok iyi etmişim. Zira hayatımda karşıma çıkan en zeki, en saf ve temiz, en kibar insanlardan biriyle tanışmış oldum.

Tam bir zekâ küpüydü ancak davranışlarında müthiş bir yavaşlık vardı. Çok düşünüyor ve ağır konuşuyordu. Hastalığını anlattı ve tedavi gördüğünü söyledi. Sadece annesi var, onunla yaşıyor ve ona bakabilmek için çalışmak istiyordu.

Ben, böyle birini fırçalamıştım.

Kendisini tanıdıktan sonra mülakat esnasında üç kez özür diledim. Hem de tam olarak şu cümleyle: “Ben size telefonda terbiyesizlik yaptım. Lütfen beni affedin”. O da her seferinde, kibar bir şekilde buna gerek olmadığını söyledi.

İş başvurusunun sonucu mu?

Onu işe alamadım. Son derece zeki ve kibar olmasına rağmen, pozisyonun gerekleri açısından yeterli değildi. Analitik bir değerlendirme sistemi geliştirmiştim ve buna göre aldığı puan nedeniyle sıralamada epeyce gerilerde kaldı.

Ona iş sağlayamadığım için şahsen üzüldüm ama aksini yapamazdım. Çünkü buna hakkı olan adayların hakkına girilirdi.

Yaptığım sürüyle mülakatın, aklımda en çok iz bırakanlarından biridir. İnsan sürekli öğreniyor ve gelişiyor. Bu tanışmadan sonra kimseye anlattığım şekilde davranmadım ama kendime kızgınlığım da hiç geçmedi.


Lütfen sitenin kullanım politikasına uyun ve kaynak göstermeksizin alıntı yapmayın.
 

Yorumunuzla katkıda bulunun

  • Bilgi girilmesi zorunlu alanlar * ile işaretlenmiştir.
  • E-Posta adresiniz yayınlanmayacak ve aramızda kalacaktır.
  • Yorumunuz içinde, lütfen bağlantı (link) kullanmayınız.