Bir Tahliye Hikâyesi
Hasan Baltalar
4 Kasım 2022 Cuma
68 Görüntülenme
Yorumsuz

Bu yazım, bir yıla yakın zamandır bloguma neden yazamadığımı anlatıyor. Her ay yazmaya çalıştığım bloguma hiç bu kadar ara vermemiştim. Yazmaktan sıkılmadım. Yazacak konu da tükenmedi. Sadece hayatın içinde yer alan başka gelişmeler, buraya yazmayı birden ikinci hatta üçüncü plana itti. Aslında bu gelişmeler de bir yazı nedeni olabilirdi. Neticede burası bir günlük ama gündemimin değişme hızına, yazarak ayak uydurmak çok zordu. Bu nedenle bilerek ara verdim.

İhbarname

Şubat ayının ilk günlerinde kapımızda bulduğumuz bir ihbarname, sonun başlangıcı niteliğindeydi. Ön ödemeli doğal gaz sayacımız yirmi yaşını doldurduğundan değiştirilmesi gerekiyordu.

Kayseri’den Ankara’ya döndüğüm 2005 yılında, ilk kiracısının birkaç yıl oturup boşalttığı, yeni sayılabilecek bir daire kiralamıştım. Kooperatif olarak yapılmış birkaç binadan oluşan sitede, bizim dairenin bulunduğu bina arsa sahibine bırakılmıştı. Kısacası tüm bina bir aileye aitti.

Dairelerin kiralama işlerini ev sahibinin en büyük oğlu idare ediyordu. Çok iyi bir insandı. Kendisi de binada oturduğundan, kiracı seçimine dikkat ediliyordu. İyi bir komşuluk ve sıcak bir ortam vardı. En küçük oğlan ise 6–7 yaşlarında sessiz bir çocuktu.

Orada 17 yıl oturacağımı, gün gelip ev sahibimin öleceğini, dairelerin bölüşüleceğini ve bu sessiz çocuğun yeni ev sahibim olarak hayatımın en büyük stresini yaşatacak kişi olacağını bilmiyordum elbette.

Doğal Gaz

Biz doğal gazdan devam edelim. Aboneliğin üzerinde bulunduğu aileyle görüştük. “Sen üzerine al” denildi. Gittik, aldık. Daha sonra sayaç değişti, tesisat kontrolü için şirketten geldiler ve mevcut kombinin kullanılamayacağını söyleyip gazı da keserek gittiler. Şunu da eklediler: “Senin bir şey yapmana gerek yok. Bu ev sahibinin yükümlülüğü ve ona söylemen yeterli.

Kışın ortasında kaldık mı gazsız? Bina komple bir ailenin ya, aynı sorunu yaşayan diğer dairelere verilen akıl bize de verildi:

— “Kombiyi değiştiremeyiz. Mührü sök, gazı kullan!
— “Usulsüz kullanım cezası ne olacak?
— “Bizi ilgilendirmez!

Kiracıyı kural dışı gaz kullanımına zorlamaktı bu ama umurlarında değildi.

Başlayan süreçte her ay gazımız şirket tarafından kesildi ve ev sahibimizin emriyle usulsüz gaz kullanıldı. Her ay, kullanılan gaz kadar (hem de sorumlusu değilken) para cezası vermek ağır geliyor ama daha da zoru bunun stresi. Çünkü şirket usulsüz gaz kullanımına da bir süre göz yumuyor. Usulsüzlüğün giderilmesi için zaman tanıyor, belirli bir aydan sonra sayaç sökülüyor ve çok ciddi para cezaları geliyor. “Ha bu ay, ha gelecek ay sökerler” endişesiyle sağlığımı da bozan o stresi tarif edemem size.

Bir süre sonra aile, binadaki ortak bacayı kapatacaklarını ve gazı artık usulsüz de kullanamayacağımızı iletti bize. Zehirlenme riski de eklendi konuya.

Geçmişe Dönüş

Bu aşamada kendim gidip aboneliği kapattım. 25 yıl öncesine döndük. Duş için suyu kovaya salladığımız elektrikli ısıtıcıyla ısıtmaya, yemeği piknik tüpüyle yapmaya başladık.

Tüm bu süreç beş ay sürdü ve ev sahibinin gitgelleri oldu. Bir süre “Kombiyi değiştirmem” dedi. Sonra “Değiştireyim, kirayı şu kadar yap” dedi. Allah var, iki ay önce karşılıklı rıza ile arttırılan kiranın tekrar istenen artışı, iki kattan fazla olmasına rağmen astronomik değildi. Çünkü piyasa çıldırmıştı. Daha sonra biz henüz bu teklife cevap vermeden, bu kez kontrat yenilemek istemediğini belirtti.

Karar ve Arayış

1*IpRjQvEIQfdIsStej476rA.jpegResim: freecodecamp.org

Onu bu son kararından vazgeçirebilirdik belki ama 17 yıl boyunca kirasını bir ay bile aksatmayan, evine zerre kadar zarar vermeyen, kendileriyle de çok iyi komşuluğu olmuş ailemizin hakkı değildi bu muamele. Maskeler düşmüş, ilişkiler yıpranmıştı bir kere. Binada da sıkıntılar vardı. Eskiyen ahşap pencerelerden giren soğuk nedeniyle ısınamıyorduk. Çeşmelerden paslı su akıyordu. Zeminde oturma olduğundan, duvarlarda çatlaklar meydana gelmişti. Ev sahibi hiçbir masrafa yanaşmıyordu.

Bu nedenle bu evde suyumuzun ısındığını ve artık çıkmamız gerektiğini fark ettik. Aslında ev sahibimin vefatında suyun altına alev gelmeye başlamıştı ama ben bunu fark edemedim. Kurbağa, yakıcı sıcaklığı hissedip zıplayıncaya kadar bekledi anlayacağınız.

Başka bir ev arayışına geçtik. Sizin de bildiğiniz gibi çok zor bir dönemdi. Babam gibi ben de hep kiracı oldum ancak kira geliri elde eden “bazı” ev sahiplerinin bu kadar acımasızlaştığı (çocukluğum ve gençliğim dahil) bir zaman dilimi görmedim. Bir emeklinin ev kiralaması neredeyse imkânsız hale gelmişti. Emeklinin maaşı ev kirası haline gelmişti çünkü. Maaşı kira olarak verse neyle geçinecekti? Bunu bilen ve evini kiralamak isteyenler bordro, kefil, tarihsiz tahliye taahhütnamesi vb ne akla gelirse istemeye başlamıştı.

Mucize

Ancak “mucize” gerçekleşti ve beş ayımızı zehir eden “stres kaynağı”ndan kurtulduk. Nakliyeden yüzümüz güldü, bir eşyamız bile çizilmeden hem de uygun bir maliyetle taşındık.

Tahmin edeceğiniz gibi oradan kopuş da sıkıntılı oldu. Onlarda emanet olan ve on bin liraya yakın tutan güvence bedelimin üzerine, “haksız” bahanelerle oturdular. Anahtar teslimi sırasında benimle vedalaşmaya gelen ve “Evinize güzel bakmış, depozitini versenize” diyen komşularımın üzerine yürüdüler.

Kapattıklarını zannettikleri hesap kapanmadı aslında. Bu yazı benim aynı zamanda dava dilekçemdir. Gördüğünüz gibi içinde hiç kişi ve yer adı geçmiyor. Ama şundan eminim ki adil-i mutlak rabbim davacıyı da, davalıyı da, olanları da çok iyi biliyor. Huzuruna çağıracağı günden kaçış da olmayacak.


Lütfen sitenin kullanım politikasına uyun ve kaynak göstermeksizin alıntı yapmayın.
 

Yorumunuzla katkıda bulunun

  • Bilgi girilmesi zorunlu alanlar * ile işaretlenmiştir.
  • E-Posta adresiniz yayınlanmayacak ve aramızda kalacaktır.
  • Yorumunuz içinde, lütfen bağlantı (link) kullanmayınız.