Üniversiteli olmak ya da olmamak!
Hasan Baltalar
13 Ekim 2011 Perşembe
6739 Görüntülenme
3 Yorum

Bazı mekânlarda üniversitede okuyan veya yeni mezun olmuş gençlerle tanışıyorum ve içim biraz burkuluyor. Nedeni, kendimi bir an da olsa onların yerinde hissetmeye çalışmak. Ellisine yaklaşmış biri olarak onların yaşında olmayı elbette isterdim. Ama canımı sıkan bu değil. Türkiye’de işsizlik oranı oldukça yüksek seyrediyor. Bu oranın büyük bir kısmının da “okumuş işsizler” olduğu artık pek saklanmıyor. Üniversiteler havuza su katan kanallar gibi, büyük bir debi ile mezun veriyor. İş bularak çalışmaya başlayanlar oluyor elbette ama durmadan yeni üniversiteler de kuruluyor.

“Hayaldi gerçek oldu, her ilde üniversite kuruldu.” Pekiyi bu bir hayal miydi? Nüfusun “okumuş” veya eskilerin deyimiyle “mürekkep yalamış” insan oranını yükseltmek vizyonu ile bakıldığında, bu bir hayal olarak değerlendirilebilir. Evet bu, hayali görene bağlı bir konu.

Pekiyi üniversite neden okunur?

Üniversite temel olarak iki nedenle okunur: Birincisi meslek sahibi olmak, ikincisi ise oradaki kültürü edinmektir.

Yetmişli yıllar ve hemen sonrasında birinci faktör çok büyük ağırlık taşıyordu. Sanayileşmenin yıldızının parladığı toplumda, bir bilim veya teknoloji dalını okuyarak meslek öğrenen insanlara ihtiyaç vardı. Okuyup mezun olan da, hemen çalışmaya başlıyordu.

Diğer yandan, şu an yaşamakta olduğumuz bilgi çağında kültürlü olmak bir gereklilik haline geldi. Yeni teknolojilerle tanıştık. Bilgisayar, İnternet, sosyal ağlar, … Bu çağın insanı olmak, bu araçları kullanmayı zorunlu kılıyor. Üniversitede okumayanlar ise bunlardan uzak kalıyor. Şu an üniversite eğitimi alanlar, bu çağa daha uyumlu bir profil oluşturuyorlar.

Siz ne için üniversite eğitimi aldınız?

Şunu kabul etmek gerekir ki, Türkiye’de üniversiteler büyük kitleler tarafından hâlâ öncelikle meslek edinmek için okunuyor. Dolayısıyla mezunlar iş sahibi olmak istiyorlar ve bu olmayınca da iç dünyaları altüst oluyor. Sık sık, iş aramaktan bunalmış ve kendisini bir yere önermemi isteyen kişilerden gelen “dertli” mesajlar alıyorum.

Geçtiğimiz günlerde aralarında İstanbul Üniversitesi Uluslararası İlişkiler, Gazetecilik, Jeoloji Mühendisliği, Marmara Uluslararası İlişkiler ve Mühendislik mezunlarının da bulunduğu 20 genç, Diplomalı İşsizler Derneği’ni kurdu. Üniversite bitirdikleri halde iş bulamayan gençlerin amacı, işsizlerin sorunlarına çözüm üretmek. Hedefleri Türkiye’nin en büyük derneklerinden biri olmak. Kısa sürede üye sayılarının milyonu bulacağına inanıyorlar.

Kaynak: Memurlar.net

Bir önceki yazımda, iş kurmak isteyen girişimcilere şunu hatırlatmıştım: Sunduğunuz şeye bir talep olmalıdır. Müşteri yoksa iş de yoktur! Pekiyi mevcut üniversitelerin mezunlarına piyasada talep var mıdır?

6150847742_2ce1358f4b.jpgResim: Cali.org (Flickr.com)

Bir arkadaşım, bu konuyu tartışırken şöyle bir yaklaşım getirdi: “Canım mesela bir kaynakçı veya bir şoför üniversite mezunu olsa fena mı olur?”. Toplumdaki kültürlü insanların çoğalması açısından bu elbette güzel olabilir. Ama Türk insanı, eğitimi arttıkça gelirinin de artmasını istiyor. Bu durumdaki herkes, daha ‘iyi’ iş arıyor. Ama normal dağılım teorisine göre herkese ‘iyi iş’ yok!

Danışmanlık yaptığım bir şirketteki ikram görevlisi, bana bilgisayar operatörlüğü kursuna gitmek istediğini ve bu konuda ne tavsiye edeceğimi sordu. Kendisine gitmemesini önerince çok şaşırdı ve “Neden? Bilgisayar kullanmasını öğrenmem fena mı olur?” dedi. Kendisine şöyle cevap verdim: “Sana bu yeteneğini kullanacağın bir işi teklif eden varsa problem yok. Ama eğer yoksa bir düşün! Bu kurstan sonra niteliklerin ve beklentin artacak. Şimdi mutlusun ancak bu yeni yeteneğini kullanamayınca, ‘bir bilgisayar operatörü olarak bu şirkette çay dağıtıyorum’ deyip hayıflanacak ve huzursuz olacaksın.”

Eğitimin kalitesi, daha çetrefilli bir konu!

Kültürlü gençler yetişiyor. Tamam, buna diyecek yok. Konuşmalarının, sosyalliklerinin, toplumsal olaylara bakışlarının, üniversite okumayanlardan farklı olduğu hemen algılanıyor. Hatta bazıları kendilerini aşmışlar. Yeniçağın “süper iletken” iletişim dilini büyük bir beceriyle kullanıyorlar. Cep telefonları ile kısa mesaj yazma hızlarına hayran kalınıyor. Üç kişi bir arada konuşurken kavga etmeye başlayanların, internetteki sosyal ağlarda binlerce arkadaşı var.

Pekiyi üniversite mezunlarının donanımı nedir? Meslek edinmeye gidenler gerçekten edinebiliyorlar mı? İşte buna hiç girmeyelim. İnanın çıkamayız.

Nedir yani?

Çok başınızı ağrıttım, artık sonlandırayım. Özetle, üniversite sayısının artması beni nedense hiç sevindirmiyor. İşsizlik çok önemli bir yara halini aldı. Üretmeyen ve karnı doymayan insanı, diploma mutlu etmiyor. Belki bu yüzdendir; bizim apartmanın ilkokul mezunu kapıcısı, aynı binada oturan genç ve işsiz mühendisten daha huzurlu!

Zaytung_Istatistik_Okul_bitince.jpgResim: zaytung.com

Lütfen sitenin kullanım politikasına uyun ve kaynak göstermeksizin alıntı yapmayın.
 

Yorumlar

Serhat
Konuk
Comment
“Diplomalı İşsizler Derneği”
Yorum 3 (30 Ekim 2011 18:40)
“Diplomalı İşsizler Derneği”, üzücü bir durum. Ama buna çok takılmamak lâzım. Hayatta diplomanın çözebileceği çok şey yok aslında. Unutmayalım ki her insan bir şekilde yaşamını sürdürüyor. Bence beklentileri küçük tutmak gerekiyor. Fazlası takdir edilmişse, zaten sizindir.
Serkan Serpil
Konuk
Comment
“Üniversite Mezuniyeti Üzerine Düşünceler” hakkında
Yorum 2 (22 Ekim 2011 10:12)
Değerli paylaşımların için çok teşekkürler Hasan Ağabey…

Yorumunuzla katkıda bulunun

  • Bilgi girilmesi zorunlu alanlar * ile işaretlenmiştir.
  • E-Posta adresiniz yayınlanmayacak ve aramızda kalacaktır.
  • Yorumunuz içinde, lütfen bağlantı (link) kullanmayınız.